Eğitim Politikaları Başkanlığı

Teknolojik değişim iletişimi nasıl değiştiriyor? Teknolojik değişim iletişimi nasıl değiştiriyor?

08 Eki 2021
Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya / Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında Prof. Dr. Mustafa Ergen’in katılımıyla “Teknolojik Dönüşüm İletişimi Nasıl Etkiliyor” başlıklı online söyleşi gerçekleştirildi.


Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya / Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında Prof. Dr. Mustafa Ergen’in katılımıyla “Teknolojik Dönüşüm İletişimi Nasıl Etkiliyor” başlıklı online söyleşi gerçekleştirildi.

Gazeteci Duygu Güvenç’in modere ettiği söyleşide, teknolojik değişimlerin iletişim üzerine etkisi ve gelecekte neler olabileceği tartışıldı. Söyleşi kapsamında, teknolojik dönüşümün dünya iletişimine, toplum sosyolojisine etkisi, dijital eğitim, Z kuşağının teknolojideki rolü, ülkelerin teknoloji dönüşümü, iletişim araçlarının kullanım kodları konuşuldu.

Prof. Dr. Mustafa Ergen Kimdir?
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği öğretim üyesi ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Ergen, 2000 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. ABD’de Berkeley Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümünde kablosuz haberleşme üzerine yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Silikon Vadisi’nde yatırımı söz konusu olan Ergen, yerli mobil 3G, 4G ve 5G teknolojilerinde rol aldı. 2014 yılında Ekonomi Muhabirleri Derneği tarafından Altın Kalem Ödülü’ne değer görülen Ergen, yapay zekâ, teknolojik dönüşüm alanlarında uzman.
Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve M4D Proje Direktörü Yusuf Kanlı’nın açılış konuşmasının ardından iletişim güdüsünün teknolojik dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade ederek sözlerine başlayan Ergen, teknolojinin maliyetleri düşürmeyle birlikte haber üretim sürecini ve haberin geniş kitleye yayılmasını hızlandırdığını vurguladı. Yapay zekanın çeviri, görsel arama gibi haber üretim süreçlerinde de kullanıldığını ifade eden Ergen, yakın gelecekte haberi de kendi başına üretebileceğini belirtti. Ergen, “Alışıla gelmiş düzende haberin araştırılması, bulunması, yazılması, editlenmesi, yayınlanması gibi tüm süreçlerden muhabir ve yayın kadrosu sorumlu. Yapay zeka ilerleyen dönemlerde ardışık zamanlamayı anında birleştirecek ve anında size haberi çıkaracak duruma gelecek. Ancak bu gelişmede işin editoryel kısmı eksik kalacak, haberin etik değerlere uygunluğu vs. kontrol edilemeyecek belki bu noktada yine bir editöre ihtiyaç duyulacak. İnsan zekasının devreye girmesi gerekebilir. Yapay zeka size alarm verebilir ama onun doğruluğu noktasında editöryel olarak sizin kararınızın üzerinden geçmesi gerekecek” dedi.

Üç milyar sosyal medya kullanıcısının haber kaynağı potansiyeli olması
Üç milyar sosyal medya kullanıcısının her birinin haber kaynağı potansiyeli olarak görülmesi noktasında eksik olan birtakım hususların var olduğuna değinen Ergen, “Üç milyarlık potansiyel bir haber kaynağından söz ediyoruz bunlar aynı zamanda kendileri de bir ürün. Ancak burada eksik olan birkaç şey var. Birincisi bunun sentezleşmesi gerekiyor, bu sentezi kim yapacak en temel sorun bu. Öte yandan bu kitle niçin haber kaynağı rolüne girsin, hangi güdüyle haber kaynağı olabilir ki.. Örneğin Suriye savaşındaki videoyu neden çekip gönderiyor? Belki sosyal medyada haber kaygısı vardır veya yine sosyal medyada çok takip kaygısı yaşıyordur ve o güdüyle böyle bir misyonu üstleniyordur. Yavaş yavaş bu haberlerin sahipliği noktasında yeni teknolojiler ortaya çıkmaya başladı. Ortamdaki dijital varlıklara sahiplik getirilmeye çalışılıyor. Eğer gerçekten değerli bir şeyler yapıyorsanız bunun bir sahipliği var ve karşılığında bir getirisi olacaktır. Birisi sizden ürettiğiniz içeriği satın alabilir ve sonrasında kullanabilir. Normalde bir ajanstan gelen bir haber kaynağı belli bir maddiyatla alınıyor fakat bu döngü şu an dijital dünyada eksik. Sahiplik tescil ediliyor ancak teknolojide bu sistem henüz yeni yeni geliştirilmeye çalışılıyor. Dijital dünyada üretilen içeriğin özgünlüğü sizinle ilişkilendirilmiş bir sahiplik yapısına bürünecek. Aslında otomatikman bu döngü tamamlanacak. Ekosistem buna çalışıyor” sözlerine yer verdi.
İletişim araçlarının kullanım kodlarının değişimine yönelik bilgiler veren Ergen, “Yeni teknolojiyi yaşıyoruz ama kullanıcı deneyiminin yansıması henüz geliştirilmedi, şimdi geçiş dönemindeyiz. Muhtemelen kullanıcı deneyimine yönelik programlamalar da geliştirilecek. Teknolojiyle beraber iletişimin maliyeti düşüyor. Buradaki aracı kurumun gücü yadsınamaz. Çekilen bir görüntünün kitlelere ulaşmasını sağlayan bir kurum veya şirket var. Bu kurum size ne kadar marj bırakacağına kendisi karar veriyor. Monopolleşmenin en büyük handikabı bu. Öte yandan manipüle edilebilen içerikler şu an bir sorun. Belirli bir yapay kitleyi belirli yöne sevk ediyorsanız otomatikman dalgaları oluşturmaya başlıyorsunuz, dijital pandemi yavaş yavaş orda ortaya çıkıyor. Bunlara karşı şu an bir aşılamamız yok. Trol, yalan haber veya itibar suikastına ilişkin bir önlem maalesef şimdi yok ancak zamanla bu anlamda çalışmaların geliştirilebileceğini düşünüyorum. Genel olarak önce teknoloji geliyor, bu teknolojiyi yaşıyoruz sonrasında işin etik kısmı ve güvenlik kısmı geliyor” dedi.

İletişim kaynakları ve içerik noktasında mükemmeliyet yok
Teknolojik gelişmeye bağlı dijital ortamda artan bilgi kirliliğine de dikkat çeken Ergen, medya okuryazarlığının önemine işaret ederek, “Haber kaynaklarının sayısı arttı. Gazeteci olmayan bir sosyal medya kullanıcısı da haber üretebiliyor. İletişim kaynakları ve içerik noktasında mükemmeliyet henüz yok, bu eskiden de böyleydi. İletişim araçları kusursuz ama insanlar öyle değil. Dijital pandemiye dönüşen ortamda işler nasıl kontrol edilecek? Haberin dağıtımında sorun yok ama haberin etik olarak değerlendirilmesi noktasında sorun var. Bunun aşılanması gerekiyor, bu aşı da eğitimdir yani medya okuryazarlığıdır. Hatalı örneklerin nelere tekabül ettiğini göstermek gerekiyor. İnternet bizlere sınırsız haber kaynağı sunuyor, bunların hangisi güvenilir esas mesele bu tespiti yapabilmek. Bunun için de güvenebileceğimiz aktörlerin çıkmasını bekleyeceğiz. Kişisel verilerin korunması bir çözüm olabilir, bilinçli olmak gerekiyor. Yanıltıcı bir sürecin içindeyiz. Doğruluk görevini kitlelere de verebiliriz ancak işin dönüp dolaşıp dijital aktörlere verileceğini düşünüyorum. Güven tesir edilmesi çok önemli bir şey, dijital dünyada itibarı yüksek sözüne güvenilen insanların çıkacağını düşünüyorum” diye konuştu.

“Yeni girişimcilere, risk yatırımlarına ihtiyacımız var”
Covid-19 virüs salgınıyla beraber dijitalleşme noktasında ivme sağlandığını ifade eden Ergen, Türkiye’nin teknolojideki gelişimine ilişkin, “Yeni yeni girişimcilik üzerine şirketler ortaya çıkıyor. Bu yeni dünya konusunda eksikliklerimiz var. Girişimcilere ihtiyacımız var, bunun için de risk yatırımına veya devlet teşvikine ihtiyacımız var, bunun organize bir şekilde yeşertilmesi gerekiyor. Bütün ülkeler girişimcilik yarışında, monopol ekonomisine doğru giden bir süreci yaşıyorlar. Risk yatırımlarına başarılı örnekler arasında Amazon, Ali Baba, Google yer alıyor. Pek çok sektörde belli sektörleri hedefleyen büyük şirketler var. Bir şirketin monopol olma potansiyeli varsa günümüzde büyük bir değeri karşılığı da oluyor. İnsanlar bu değere bakarak o şirkete yatırım yapıyor. Türkiye’de risk yatırım miktarı çok düşük ancak ona rağmen milyar doların üzerinde şirketler ortaya çıkabiliyor. Türkiye’nin sermayedarlarını daha çok risk sermayedarlığına doğru dönüştürmesi gerekiyor. Sanayi toplumunun getirdiği sermayedar kitlesi, biriktirerek zengin olma yolunda ilerledi çünkü sanayi toplumu bunu gerektiriyordu. Fakat girişimci toplumda risk alarak para batırarak ilerleme söz konusu. 10 kişiye para yatıracaksınız sadece biri sizi kurtaracak, dokuzu yatırımızı batıracak. Buna alışabilmek biraz zor, ama devlet teşvikleriyle alışılabilir, tüm dünya bunu yapmaya çalışıyor. Girişimci nüfus çok önemli biz de genç nüfus oranı yüksek olduğu için potansiyel girişimciler de fazla. Kısacası bir fırsat penceresi var onu doğru kurgulamak lazım bunun da iki yöntemi var; araç ve gereçleri sağlamak ve eğitim sistemini ona göre organize etmek. Bu döngü doğru şekilde tasarlanırsa daha başarılı girişimcileri görmüş olacağız” dedi.

“Üç yaşından itibaren hayat boyu süren bir eğitim sistemi tasarlamamız lazım”
Teknolojinin içine doğan Z kuşağının becerilerinin yanı sıra toplumun genelinde dijital eğitimin yaygınlaştırılması noktasında doğru eğitim modellerine değinen Ergen bu konuda ise, “Z kuşağı teknolojinin içine doğdu. Genel kitlenin teknolojiyi kullanma nedeni iletişimdi dolayısıyla böyle bir iç güdüye sahip. Büyüklerimiz şimdi akıllı telefon kullanıyor veya 20 yıl önce tuşlu telefon veya ondan da önce çevirmeli telefonu kullanıyordu tüm bunları iletişim iç güdüsüyle kullanmayı öğrendi. Fakat şimdi onlara Facebook gibi bir sosyal medya hesabı açmalarını, buradan insanlarla etkileşime geçmelerini veya içerik üreterek herhangi bir ürün satmalarını öğretemeyiz, çünkü öyle bir iç güdüsü yok. Ancak Z kuşağının bu iç güdüsü var. Covid süreci çocukları iyice dijitalleştirdi. Teknolojiyi çok daha sık kullanıyorlar, sosyal medya üzerinden iletişim halindeler, bunun getirdiği bir algılama mekanizması var. Dijital eğitim noktasında hibrit bir sistemin daha iyi olacağını düşünüyorum. Bunun iki nedeni var, normal eski konvansiyonel sistemde içerik ve eğitmen bir arada ama hibrit sistemde içeriğin çoklanması söz konusu, sonsuz içerikten öğrenciye uygun deneyimi bireysel olarak günümüzün öğretmenleriyle öğrencilere verilmesi söz konusu olacak bu daha iyi bir eğitim sistemini beraberinde getirecek. Geleceğin öğretmenine şöyle bakmak istiyoruz, sadece okulda öğrenciyle bir araya gelen öğretmen değil, dijital içerik hazırlayabilen, interaktif bir şekilde bunların işlenmesini sağlayan, yine dijital içerikleri bir araya getirip müfredat hazırlayabilen, bu müfredatı günün koşullarına göre güncelleyen, öğrencinin kişisel gelişimini gözetleyen ve öğrenciye özgü müfredat sunan, ölçen ve değerlendiren bir öğretmen modeli. Eğitimcilerin bu noktada perspektifini ve yetkinliğini geliştirmelerini istiyoruz. Bu durum otomatikman daha büyük bir öğretmen havuzu ihtiyacını ortaya çıkaracak, dolayısıyla atanamayan öğretmenler vs. herkes bu sistemin parçası haline gelecek. Bu sistemi öğrencilerimize getiremezsek geleceğin dünyasından geri kalacağımızı düşünüyorum. Bu eğitim habercilikte de önemli. Teknolojiyi alıp buradan bir değer üretme veya işe girmede, iş kurmada da önemli. Eğitimi ana damar olarak görmeliyiz, buradan ekonominin lokomotifini de çıkarmalıyız, üç yaşından itibaren hayat boyu süren bir eğitim sistemi tasarlamamız lazım, herkes bunun için çabalıyor” sözlerine yer verdi.

“Covid-19 virüs salgını tüm alışkanlıkları ortadan kaldırdı, tüm dünyayı düzledi”
Salgınla beraber değişen alışkanlıklara işaret eden Ergen, sistemin dijitalleşmeyi zorunlu kılmasıyla birlikte toplumun da bu dijitalleşmeye ayak uydurması gerektiğine değindi. Ergen, “Z kuşağı için sorun yok ama toplumun geri kalan kısmında sistem giderek zorluyor, maliyetleri düşürme baskısı zorluyor. Online bankacılık, online gazetecilik, online sağlık veya gıda hizmetleri gibi pek çok değişimle beraber sistem herkesi dijitalleşmeye zorluyor. Burada biraz daha teknolojik olarak kullanıcı dostu aletlerin geliştirilmesi gerekiyor. Aletler veya programlar ne kadar kullanıcı dostu olursa o kadar rahat kullanılır. Dünyayı düzleyen teknolojiler vardır, aynı anda birden bütün dünya o teknolojiyi edinir ve dünya bir kat yukarı çıkar. Bu üç kez olmuştur, Covid-19 virüs salgını tüm alışkanlıkları ortadan kaldırdı, tüm dünyayı düzledi. Bu nedenle dijitalleşme konusunda hızla ilerlediğimizi söyleyebiliriz” dedi.

Ülkelerin orta gelir tuzağından çıkma stratejileri
Son olarak ülkelerin orta gelir tuzağından çıkmak için izlediği yollar hakkında bilgi veren Ergen, “Ülkelerin orta gelir tuzağından çıkması için birtakım formülleri vardır. Kişi başına düşen gelirin yüzde 40’ının üzerindeyseniz orta gelir tuzağından çıkmış sayılıyorsunuz. Kore Çin, Tayvan gibi ülkeler bu işi kısa vadeli teknolojilere odaklanarak yapmaya çalıştı. Kısa vadedeki teknolojilere bakarak, bu alanlarda liderlik yapmaya çalıştılar. Kore’nin son 10 yılda hedeflediği 10 teknoloji ile gelişmiş ülkelerin ilk 10’u aynı. Büyüklerle yarışmak yerine yan bir yol çizip uzun vadeli teknolojiler tercih ediliyor. Büyük şirketler, yabancı şirketlerle ortaklık yapıyor, nedeni sistemi öğrenmek. Belli bir süre sonra ise kendilerini geri çekiyorlar ve kendi uluslararası zincirlerini oluşturmaya çalışıyorlar. Şu an Türkiye’deki sisteme baktığımız zaman, ortaklık yapıyorsun ama yabancı ortak seni gittikçe düşük değer zincirine doğru itmeye çalışıyor. Kendilerini ise yüksek değer kısmına konumlandırıyorlar. Büyük şirketler oluşturarak küçük şirketleri satın alıyorlar. Bu açıdan baktığımız zaman bizde büyük şirket yok, yabancı ortaklıklarımızdan da öğrenemiyoruz, yan yol seçmiyoruz veya kısa vadeli teknolojiye de yatırım yapmıyoruz. Bunların hepsinin farklı şekilde kurgulaması lazım, devlette lokomotif veya sinerji yaratanı olursa başarabiliriz diye düşünüyorum. Çin, Tayvan, Kore nasıl bu konuda başarılı olduysa Türkiye’de yapabilir” ifadesini kullandı.


Söyleşinin tamamını tıklayarak seyredebilirsiniz.

  • İLGİLİ ETİKET:
  • #TEKNOLOJI
  • #EĞITIM DEVASI
  • #EĞITIMINDEVASI
  • #EĞITIMPOLITIKALARI

Sık Sorulan Sorulara Cevaplar

08 Eki 2021